İsm-i âlet
اسم الآلةİsm-i âlet (اسم الآلة), sülâsî müteaddî veya lâzım fiillerden türetilen ve o fiilin işini yapmaya yarayan somut aracı ifade eden isimdir. Örneğin قَفَلَ (kilitlemek) fiilinden مِقْفَل (kilit) türer. El-Galâyînî, Câmiu'd-Dürûs'ta ism-i âleti müştakkâtın ayrı bir türü olarak ele alır ve kıyasî kalıplarını üçe indirir.
Kalıpları ve Kuralları
- مِفْعَل kalıbı: Mîm-i zâide ve ikinci harfin kesresiyle kurulur. Örnek: بَرَدَ → مِبْرَد (törpü), كَنَسَ → مِكْنَس (süpürge).
- مِفْعَلَة kalıbı: Aynı kalıbın tâ-i merbûta eklenmiş biçimidir; çoğunlukla daha belirgin araç isimlerinde kullanılır. Örnek: كَنَسَ → مِكْنَسَة, مَلَقَ → مِمْلَقَة (mala).
- مِفْعَال kalıbı: Üçüncü harften sonra elif-i med getirilir. Örnek: فَتَحَ → مِفْتَاح (anahtar), نَشَرَ → مِنْشَار (testere).
- Semâî (kıyasa dayanmayan) kalıplar: Bazı alet isimleri bu üç kalıbın dışında gelir; فَعَّالَة (örn. غَسَّالَة) veya فَاعُول (örn. سَاطُور) gibi kalıplar semâî kabul edilir ve ezberlenmesi gerekir.
- Fiil şartı: Kıyasî ism-i âlet yalnızca sülâsî mücerred fiillerden yapılır; rubâî ve humâsî fiillerin alet ismi genellikle semâî yoldan aktarılır.
- Mef'ûlden farkı: İsm-i mef'ûl (مَفْعُول) kalıbı da mîm ile başlar; ancak onun kalıbı مَفْعُول şeklinde olup ilk harfi fethalıdır, ism-i âletin ise kesralidir.
Kur'an'dan Örnekler
فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُّنْهَمِرٍ — Kamer 54:11. Türkçe anlamı: "Biz de göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına yağan bir suyla açtık." — Bu âyette geçen أَبْوَاب kelimesi بَاب'ın çoğuludur; بَاب (فَعَل → فَاعِل değil) aslında semâî alet ismidir ve "giriş-çıkışa yarayan araç" anlamında ism-i âlet işlevi taşır. İ'râb: أَبْوَابَ — فَتَحْنَا fiilinin mef'ûlü bihi, mansûb, tenvinsiz (çünkü السَّمَاءِ'a muzâf); السَّمَاءِ muzâfun ileyh, mecrûr.
وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ — Enfâl 8:60. Türkçe anlamı: "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın." — رِبَاط kelimesi رَبَطَ (bağlamak) fiilinden فِعَال kalıbıyla türemiş semâî alet/masdar ismidir; burada "bağ, bağlama yeri, savaş için bağlanan at" anlamıyla alet ismi işleviyle kullanılmıştır. İ'râb: رِبَاطِ — مِن harf-i cerrinin mecrûru; الْخَيْلِ muzâfun ileyh, mecrûr.
وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ — Nahl 16:81. Türkçe anlamı: "Dağlardan sığınak yerleri, sizi sıcaktan koruyan elbiseler yarattı." — أَكْنَان, كِنّ'in çoğuludur; كَنَّ (örtmek, barındırmak) fiilinden türeyen كِنّ "örtme ve barınma aracı/yeri" anlamıyla ism-i âlet değeri taşır. İ'râb: أَكْنَانًا — جَعَلَ fiilinin ikinci mef'ûlü bihi (mef'ûlün sânî), mansûb, tenvinli; birinci mef'ûl olan لَكُم câr-mecrûr olup mahallen mansûbdur.
Notlar
- Kur'ân-ı Kerîm'deki pek çok alet ismi, iniş döneminin Arap dilinde yerleşik semâî kelimeler olduğundan, üç kıyasî kalıba uymayan biçimlerde de karşılaşılır; bunlar sözlük bilgisiyle öğrenilmelidir.
- İbn Mâlik, Elfiyye'sinde (بابُ اسمِ الآلة) üç kıyasî kalıbı nazma dökerek "bu kalıpların dışında kalanın semâî olduğunu" açıkça vurgular.
- İsm-i âlet, anlam bakımından somut bir nesneyi gösterdiğinden cins isim gibi davranır; başına ال alabilir, ikil ve çoğul yapılabilir.